Name Ekin Kimdir & Röportajlar

NAME EKİN
05.10.77 / İstanbul doğumlu. Emekli Sat & Sas Komandosu, Milli Antrenör, Dünya rekortmeni Namık ekin’in kızı olan Name Ekin spora babası sayesinde daha 6 aylıkken pedagojik Jimnastik ile başladı. O günden bu güne sporu hiç bırakmayan ve hala aktif olarak Namık Ekin Spor Merkezlerinde işletmecilik ve antrenörlük yapmaktadır. Fitness, Aerobic, Body Building, Step, Jimnastik, Dans, Karate, Judo, Aletli egzersiz, Modern dans branşlarında eğitmen ve aynı zamanda personal Trainer’lik yapıyor. Bunların dışında; Dalış, Kayak, Tracking, Snowboard, Skateboard, Rollar blade, Aikido, Thai-box, Hip hop, Latin dansları, Tango, akrobatic gym, yüzme ve extreme sporlarla ilgileniyor. Yaklaşık 10 senedir aktif motosiklet kullanan ve yurt içi – yurt dışı yaptığı uzun gezilerle bilinen Name Ekin aynı zamanda Türkiye’nin ilk ve tek bayan mootosiklet yarışçısı ünvanını almıştır. 13 yaşında bir kızı ve 14 yaşında bir oğlu vardır. 

—————————————————
Minikler ve gencler Türkiye Karate (kata) şampiyonlukları (1987 – 1993 )
– Minikler ve gençler Türkiye Judo (musabaka) şampiyonlukları (1987 – 1993)
– Özel eşli akrobasi gösterileri (&Namık Ekin) / (1987 – 1995)
– Reebok Takımı; organizasyon, gösteri ve seminerleri (1994 – 1996)
– 1.2.3. ve 4. Gonzales Vega Vakkorama Gym Dance and Fitness Convention (1998 -1999)
– İzmir Büyük Efes Oteli 1. dance and fitness Convention (Madonna Grimes team) (1998)
– Fitness Festival İtalya Rimini (1998)
– İstanbul Marmara Üniversitesi / Aerobic Group Türkiye Festivali (1998)
– Fit & Fun Aerobic Festival (1999)
– Vucut Geliştirme ve Fitness Federasyonu Antrenörlük (1999)
– İzmir Büyük Efes Oteli 2. Dance and Fitness Conventionn (1999)

– İzmir Büyük Efes Oteli 3. Dance and Fitness Conventionn (2000)
– İzmir Büyük Efes Oteli 4. Dance and Fitness Conventionn (2001)
– Vucut Geliştirme ve Fitness Federasyonu İstanbul seçmesi “1.si” (2001)
– Vucut Geliştirme ve Fitness Fedarasyonu Milli Takım seçmesi TR “1.si” (2001)
– Vucut Geliştirme ve Fitness Fedarasyonu Milli Takım seçmesi TR “1.si” (2003)
– Cmas Balıkadam Kursu (2002)
– IFBB Uluslararası Antrenör (2003)
– Prospor Dorian Yates Personal Trainer (2003-2004)
– FitnessTürk step aerobic dance convention (2004)
– İzmir 6. Dance and Fitness Convention (2004)
– Almanya Velbert Latin Dansları European Championships (&Milli Takım) (2004)
– Namık Ekin 5gun/5gece Su Altında Kalma Dunya Rekoru Organizasyon Amiri (2005)
– Türkiye Motosiklet Federasyonu Super-sport C yarışı İzmit / 28.08.2005
– Türkiye Motosiklet Federasyonu Super-sport D yarışı “2.si” İzmir / 25.09.2005
– Türkiye Motosiklet Federasyonu Super-sport D yarışı İstanbulPark / 16.10.2005
– Türkiye Motosiklet Federasyonu Super-sport D yarışı “4.sü” İzmir / 28.08.2005
NAME EKİN – RÖPORTAJLAR

Name Ekin Posta Gazetesi Röportajı

Babasının kızı Name Ekin
Kocaman motosikletlerin üzerinde bütün zarifliğiyle erkeklere meydan okuyor. Pist şampiyonasına katılan ve kürsüye çıkan ilk kadın motosiklet yarışçısı. Yurt dışındaki pistlerde bir kadın motosiklet pilotu olarak Türkiye’yi temsil etmeyi kafasına koymuş. 34 yaşında, boyunca iki çocuğu var ama görseniz üniversite öğrencisi zannedersiniz. Aynı zamanda Türkiye’nin rokertmenler kralı Namık Ekin’in kızı. Birçok branşta uluslararası eğitmen, Namık Ekin Spor Center’ın koordinasyonunu yapıyor. Ben de Name Ekin ile beraber kısa bir motosiklet turu yapıp, motorların gölgesinde röportaj yapmak istiyordum uzun zamandır. Sözleştik ve motosikletlerimizle buluştuk sonunda… 

Motor kullanmaya ne zaman başladınız?

Babam kendi binmez ama motorcu arkadaşları vardı. Hep beğenirdim ama hiç kendim binecekmiş gibi düşünmemiştim. Bir gün, Bakırköy’de bir yangın çıkmıştı. Bir tane orta yaşlı kadın gördüm, uzun etekli saçları kır. 125 cc’lik bir motocross’un üzerinde bir aşağı bir yukarı gidiyor. Ben yangını bırakıp kadını seyrettim. Demek kadınlar da biniyor, dedim. Çok etkilenmiştim.

Kaç yaşındaydınız?

13 yaşındaydım. Ve ben bu işi yapacağım dedim. Babamın arkadaşlarının motorunun üzerine çıkar otururdum önceleri. Bana da öğretin dedim. Öğrettiler. Ondan sonra onların motorunu kaçırıp gizlice biniyordum. Lise yıllarında yani. Çok da devirdim. Hani yaramaz çocuk vardır ya, bela. Aynı öyleydim. Babamın akadaşları geldiğinde “Aman Name var, motorun üzerinde anahtar bırakmayalım” diyorlardı.

Kendi motorunuzu ne zaman aldınız?

Önce hep arkadaşlarımın motorunu kullandım. Bu arada evlendim. Boşanınca ilk iş kendime motosiklet aldım. Çok içimde kalmıştı. İlk 2003 yılında kendi motorum oldu ama o yıla kadar başkalarının motorunda epey kilometrem var. Hasarlarım ve kazalarım da çok yani.

Profesyonel eğitim aldınız mı?

Aldım tabii. Daha önce hep başkalarının motorunu kullanıyordum, düşe kalka pratik yaptım ama motorumu almadan hemen önce ileri sürüş teknikleri almaya başladım. Ehliyet için de eğitim aldım. BMW Rider Akademi’ye gittim. Orası inanılmaz güzel eğitim veriyor. Birinci, ikinci ve üçüncü kademe hepsini aldım. Eğitim saatleri dışında da kukaları darlaştırıp kendimiz eğitime devam ediyorduk. Ama asıl çok yol yaptım, onun faydası büyük. Canım sıkılıyordu, gece çıkıp Ankara’ya gidip dönüyordum. Çocuklardan dolayı dönüyorum sabah okul var diye. İzmir’e veya Bodrum’a gidip dönüyordum.

Daha uzun yol yaptınız mı?

Evet, çocuklar babasıyla tatildeyken Yunanistan üzerinden İtalya’ya geçip sonra tekrar Yunanistan’a dönerek kıyı şeridinden Kos’a oradan Bodrum’a, Bodrum’dan da Kütahya’ya geçmiştim. En uzun turumdu, tek başıma yapmıştım. Çok güzeldi bir sürü de macera yaşamıştım.

Hayal etmesi bile güzel. Neler oldu?

Bütün param çalındı. Kilisede rahibeler baktı bana. O zaman çok korkmuştum ama şimdi düşündükçe “Çok güzel bir yolculuktu ve çok güzel anılarım var” diyorum.

Peki yarışlara ne zaman başladınız?

Touring motorum vardı, 2004’ün sonunda onu sattım. 2005 başında ilk rasing motorumu aldım. Hemen pistte antremanlara başladım. Yani 1,5 ay sonra yarışlara başladım. Biraz bilinçsizce girdim galiba. Ama pistte antreman yaparken sporculuğumun yardımını da gördüm. Denge ve çeviklik çok önemli.

Bir kadın motosiklet sürücüsü olarak yarışlarda nasıl tepki aldınız?

İlk başlarda sıkıntı yaşadım. Yarışmadan önce çok olumsuz konuşanlar oldu tabii. “Sen yapamazsın, Racing’e mi bineceksin, erkeklerle mi yarışacaksın?” dediler. Kadın kategorisi yoktu erkeklerle yarışmak zorunda kalmıştım. Herkes köstek oldu. İnat yaptım ama ilk girdiğim yarışta beni elediler. Oradan İzmir’deki yarışa gittim. Çok heyecanlıydım start verildiğinde öyle kasmışım ki kendimi bir türlü gaz veremiyorum. En son kalkan ben oldum. Baktım geçiyorum, iyi gidiyor. Bana moral verdi ve o gün ikinci oldum. Ben bile beklemiyordum. Herkes şaşırdı tabii. 2005 Türkiye Pist Şampiyonası C grubunda katıldığım ilk yarışta ikinci olarak kürsüye çıktım. Pist şampiyonasına katılan ve kürsüye çıkan ilk kadın motosiklet yarışçısı oldum.

Şimdi kadın yarışçı sayısı arttı tabii.

Evet, ben Türkiye’nin ilk yarışan kadın motosiklet sürücüsüyüm pistte. Bu ünvanı bana verdiler. Benden sonra yarışanlar oldu ama dereceye giremediler.

Uzun yol yapmayı seviyorsunuz değil mi?

Evet çok keyif alıyorum. İstanbul içinde motosiklet kullanmak artık hiç zevk vermiyor. Yarışmadan önce ve uzun yol yapmadan önce şehirde çok motosiklet kullanıyordum. Aralardan girip kaçıyorum. Ama çok da kazam var tabii, sinek gibi yapışıyordum zaman zaman. Sonra kalkıp devam ediyordum tabii. Ama şimdi arabaların arasında geçecek yer bile kalmadı. Buraya gelirken trafikte çok zorlandım. Aynaları kapasalar bile geçilmiyor, arabalar artık dip dibe. Uzun yol da artık eskisi kadar çok keyif vermiyor, hız limiti şehirlerarasında da zorluyor. Limit 79 kilometre, diyorum ki “İn motorun yanında koş”. Hava sıcakken daha kötü oluyor. Güvenlik için sıkı giyindiğimizden dur kalklarda ve düşük hızda sıcaktan patlıyorum. O nedenle hız tutkumu pistte alıyorum.

Kadın motosikletçi sayısı da giderek arttı. Size danışanlar oluyor mu?

Genç kızlar çok hevesli. İçimden “yap tabii” demek geliyor, ne kadar erken başlansa o kadar iyi. Ama bilinçli olarak başlanmalı motosiklet kullanmaya. Eğitim çok önemli özellikle bunun altını çizmek istiyorum. Eskiden kadın motorcu çok azdı. Biri bizi bir yerde gördüğü zaman internette forumlara yazıyordu. Şimdi çok var. Yarışlara meraklı da çok var. Benim çok yakın arkadaşım bir arkadaşım Bengü de direkt pistte yarışmaya hazırlanıyor. Bütün eğitimlere katılıyor.

Sürücülerin kadın motorculara yaklaşımı nasıl?

Eskiden sıkıştırmak isteyen olurdu, üzerimize sürerek korkutmak isteyen olurdu. Ama sanırım hem işin ciddiyetini anladılar. Hem de artık hemen hemen herkesin bir yakını motosiklet kullanıyor. O nedenle bazen trafikte geçmem için yol veriyorlar, valla inip öpesim geliyor. Bir de kadın sürücüler daha temkinli. Erkekler motosiklete başlar başlamaz büyük motorlara binmek istiyor ama kadınlar küçük hacimli motorlardan başlayıp, tecrübe kazandıkça daha büyük motora geçiyorlar. Doğrusu da bu zaten.

Sponsor gerekiyor tabii?

Sponsor bulmak çok zor, bulanlar nasıl buluyor merak ediyorum. Kadınlara hitap eden markalara dosya gönderdim, hiçbirinden ses çıkmadı. Sanırım çok haber çıkan bir branş olmadığı için pek rağbet etmiyorlar. Bir Kenan Sofuoğlu olmak lazım ki sponsor bulabilelim. Ama o da yurt dışı yarışına ilk çıkışında sponsor bulamamıştı. Kendi çabalarıyla bir yerlere geldi. Yani illa sporcular kendi adına çabalayıp isim yapsınlar ondan sonra sponsor olalım diyorlar. Parmağımı sakatladığım yıl yarıştan önce çok iyi bir sponsor bulmuştuk. Ama kadınlara yönelik değildi. Enteresan olan, erkek giyim firmasıydı. Takdir ettim onları. Ama yarış iptal olunca o da iptal oldu.

Adım doğduğumda Namık’mış!

Diğer sporlarda da dereceleriniz var. Yapmadığınız spor da kalmamış diyebilir miyiz?

Vücut geliştirme fitness Türkiye şampiyonuyum, Judo’da Türkiye şampiyonu oldum. Akrobatik jimnastik de aynen. Arada bir gösterilere de çağırıyorlar. Judo, karate, jimnastik, fitness, aerobik, body building, step, dans, aletli egzersiz, modern dans kategorilerinde eğitmenliğim var. Paraşütle atlama, yüzme, kayak, dalış, snowboard, skateboard, roller blade, aikido, Thai box, akrobatik jimnastik de ilgi alanıma giriyor. Babamdan dolayı küçük yaşlardan itibaren dalış yapıyorum. 12-13 yaşındaydım.

Havuzda yedek regülatörüyle çimlenmeyle başladık ablamla ikimiz. Çok hoşumuza gitmişti. Ablam daha fazla merak sardı, ikimiz gitmeye başladık. Abla kardeş dalıyorduk. Ama benim için çok zevkli bir şey değil. Çünkü babamın bütün rekor denemelerinde o suyun altında saatlerce kalıyordu, ona bir şey olacak diye düşünürdüm. Bana suyun altı hep endişeli bekleyişi hatırlatıyor. Mesela babam Karadeniz’den girip Sarayburnu’ndan çıkmıştı, suyun altından. Boğaz Köprüsü’nün altından geçmişti boydan boya. Ben artık köprüden ne zaman geçsem çevrenin güzel manzarasını göremiyorum. Hep babamın çektiği zorluklar aklıma geliyor.

Siz hep böyle evin afacanı mıydınız?

Evet. Çocukluğumdan beri böyleydim. Ablam çok ağırdır, hanım hanımcıktır, süslüdür. Jimnastik ve baleyi daha çok sever. Ben judo, karete yapayım, atlayıp zıplayayım. Babam hep erkek çocuk istemiş. Beni de erkek bekliyormuş zaten. Adımı da Namık koymuşlar. Kız doğunca sinirlenmiş, “Yok Namık olacak ismi” demiş. Ablamın ismi Melek, annemin ismini koymuşlar. Babamınki de Namık benimki de. Yani Namık ve Melek devam edecek diye düşünmüşler. Ben bir ay kadar öyle kalmışım. Sonra nüfus kağıdı çıkarılırken halam girmiş devreye. “Bu kızın ileride erkek arkadaşları olacak, evlenecek. Namık mı diyecekler? Bu kıza yazık değil mi?” demiş. Namık’ın NA’sı ve Melek’in ME’sini birleştirmişler ismim böylece Name olmuş. Kurtarmışım, halam sayesinde. Ama ben hep Namık gibi hareket etmişimdir. Erkek Fatma yani.

Babanızı çok seviyorsunuz sanırım…

Evet. Ama özellikle sporcu yönünü çok seviyorum. Konumuz spor olduğu için babamdan çok bahsettim. O nedenle hep ikide bir “babam babam” diyorum. Zaten annem ve babam judo yaparken tanışmışlar, o da normal değil. O yıllarda kaç kişi gidip judo yapıyordu ki.

Ayrılıklarına kızdınız mı?

Kızmadım ama annem yalnız kaldı diye üzüldüm. Benim küçüklüğümde örnek evlilikti. Hep elele, kolkola. Bütün anne babalar öyle sanıyordum. Sonra bir anda ne oldu bilmiyorum orayı ben de kaçırdım. Aynı işi yapıyorlardı, 24 saat birlikteydiler. Onun da etkisi vardır herhalde.

Çocuklarınız da sporcu oldu doğal olarak…

Evet onlar da küçük yaşlardan itibaren spor salonuna gelmeye başladılar. Oğlum 14, kızım 13 yaşında. Judo, karate, aikido, hepsini yapıyorlar. Spor ve motor onlara çok normal geliyor. Beni normal görüyorlar, yapmayanlara hayret ediyorlar. Ben de babam için aynı şeyleri düşünürdüm. Benim babam dalıyor, karate, judo yapıyor… Öbür babalara bakardım takım elbiseli bana garip gelirdi. Oğlum şimdi basketbola da başladı. Ama illa motosiklet kullanalım diye bir merakları yok. Çünkü ben motosiklet kullandığım için bu onlara çok normal bir şeymiş gibi geliyor. İleride kullanmak isterlerse önce iyi bir eğitim almalarını sağlarım.

( 12.06.2011 tarihli Pazar Postası’ndan alınmıştır. )
RÖPORTAJ: Figen Onur Ertan – Posta

 

Name Ekin – Motohaber.com Röportajı

 

Henüz 6 aylık bebekken babasının pedagojik jimnastik yaptırdığı, bir yaşındayken judo kıyafetleriyle fotoğrafını çektiği küçük kız, ilkokula başladığında katıldığı judo ve karate şampiyonluklarında ödülle tanışmakta gecikmedi. Kros motoruyla caddede turlayan yaşlı bir kadını gördüğünde o kadar etkilendi ki, motosiklet tutkusu ilkokul yıllarında başladı. Liseli bir genç kız olduğunda ise arkadaşlarının motoruyla turlamadan rahat edemiyordu. Motosikletle erken yaşta tanışmasına rağmen kendi motorunu kullanması hiç kolay olmadı. Liseyi bitirir bitirmez evlendi; bir oğlu, bir de kızı oldu. Bir arkadaşı için motor bakmaya gittiklerinde daha fazla dayanamadı ve yıllardır ertelediği hayalini gerçekleştirdi. Artık motosiklet yarışlarını takip ediyor, “Bu pistte bir gün ben de döneceğim” diyordu. Çok geçmeden dediğini yaptı ve 2005 Türkiye Pist Şampiyonası Supersport C’de ilk kez katıldığı yarışta ikinci olup kürsüye çıkarak herkesi şaşırttı.

Kendi deyimiyle “doğuştan sporcu” Name Ekin, ekstrem sporlara ilgisini ve motosiklet tutkusunu motohaber.com’a anlattı:

Motosiklete ilginiz nasıl başladı?
Motora ilgimin nasıl başladığını bilmiyorum ama çok iyi hatırladığım bir şey var; ilkokul 5. sınıfa gittiğim dönemde, Bakırköy’deki spor salonumuzun yakınındaki bir binada yangın çıkmıştı. 50-55 yaşlarında, kır saçlı, etekli bir kadın, kimsenin geçmesine izin verilmediği caddeden kros motoruyla bir aşağı bir yukarı gidip geliyordu. Herkes yangına bakarken, ben kadına bakakalmıştım. Zaten motosiklete ilgim vardı, üzerinde kadını görünce çok etkilenmiştim. Aynı dönemlerde spor salonumuza motorcu ağabeyler gelirdi. Onlar salonda antrenman yaparken, ben motorların yanında durur, onları incelerdim. Sanırım bu ilgi, zamanla bir tutku haline geldi.
Bu tutku lise yıllarında daha da arttı, sürekli arkadaşlarımın küçük cc’li motorlarını kullanıyordum. Liseyi bitirdikten sonra hemen evlendiğim için, üniversiteye gidemedim. Spor Akademisi’ni düşünüyordum ama babamın sayesinde doğuştan sporcu olmanın avantajıyla, katıldığım seminer ve eğitimlerden sertifikalarımı alıp uzmanlaştım.

1996 yılında evlendim, 97’de oğlum Kerim, 98’de de kızım Nida dünyaya geldi. 2000 yılında da boşandım. Şimdi 9 ve 10 yaşındaki iki çocuğum da benim gibi motosiklet meraklısı. Motorcu bir anne olduğum halde, onları şimdilik bulaştırmamaya çalışıyorum.

Tüm bunları yaşarken motosiklet sahibi olmayı nasıl başardınız?
Çok istekli olmama rağmen motor sahibi olmam zaman aldı. Çocukları yetiştirmek için geçen sürede motosiklet alma hayalimi hep ertelemek zorunda kaldım. Ancak 2003 yılında ilginç bir şekilde aniden motor sahibi oldum.

Motorum olmasa da, sürekli incelediğim için onlar hakkında bilgi sahibiydim. Motor alırken fikrimi almak isteyen bir arkadaşımla BMW’ye gittik. Orada BMW F650 GS Scarver’ı gördüm. İlk kez böyle bir şey görüyordum, karşımda çok serseri görünüşlü bir motor duruyordu. Cruiser arayan arkadaşım hangi motoru alacağım diye bana danışıyor, ben ise bu serseriyle ilgili sorular soruyordum. O an kararımı verdim. Spor salonundan birikmiş paramla ertesi gün gittim motoru aldım.

Senelerdir hayalini kurarken, bir günde motorcu olmuştum. Küçük motorları kullanıyordum ama 195 kiloluk bir motoru kullanacağımın bilincine varınca “Eyvah! Ne yapacağım ben şimdi” diye heyecanlanmaya başladım.

HANGİ AKILLI MOTORUNU VERDİ Kİ SANA?

Motoru alıp spor salonuna gittim. Tam kapıda babamla karşılaştık. Babam, “Ne güzelmiş” dedi. Motoru da heyecandan sık sık stop ettiriyordum. “Kimin bu” diye sorarsa ne diyecektim? “Hadi ben biraz gezeyim, görüşürüz” dedim ve panikle babamın yanından ayrıldım. Motoru 2 gün evin yakınındaki kapalı otoparkta sakladım. Sonra motorla spor salonuna gitmeye başladım. Babam, “Hangi akıllı bu kadar uzun süreliğine motorunu verdi ki sana, 10 gündür gidip geliyorsun” dedi. Artık gerçeği söyleme vakti gelmişti… Babamı ikna etmek zor olmadı ama annem çok şaşırdı ve karşı çıktı.

BABAMIN HOŞUNA GİTTİ

Aslında bu durum babamın hoşuna gitmişti. Babam, hep oğlu olsun istemiş. O yüzden beni erkek gibi yetiştirmiş. Annemin adı Melek, ablama annemin adını koymuşlar. Babam da bana kendi adını vermek istiyor, “Adı Namık olacak” diyormuş. Yakınlarımız, “Namık olmasın, yazıktır. Genç kız olacak, evlenecek. Kocası ‘Namık’ diye mi seslenecek” diye babamı ikna etmişler. Bu kez de Namık ve Melek’in ilk heceleri -na, – me’yi alıp adımı Name koymuşlar.

Güvenli sürüş teknikleri eğitimi aldınız mı?
Ehliyet almadan önce sürücü kursundan eğitim almıştım. İleri sürüş teknikleri için BMW Rider Academy’den 3 derece eğitim aldım. Orada çok güzel eğitim veriyorlar. Sarper ve Burak’ın dışında, yurt dışından da hocalar geliyor.

Yarışlara katılma fikri nasıl ortaya çıktı?
Zoru seviyorum. Yaptığım her işte en uç nokta neyse, oraya kadar gitmek istiyorum hep. Pist şampiyonası da benim için en uç noktaydı. Böyle düşünüyordum ama planlayıp da katılmadım yarışlara… Motosiklet yarışlarını seyrederken içi gidenlerden biriydim. Yarışları, “Bu pistte bir gün ben de döneceğim” diye düşünerek izliyordum.

2005 yılında yarışlara girmeye karar verince, o dönem Team X Racing Team’i kuran Tolga Hadimoğlu, “Bizim takımımızda olursun. Tek başına yapamazsın” dedi. Motorumu, kıyafetlerimi, eldivenimi, botumu, her şeyimi kendim aldım. Takım olarak pist kiraladıklarında, onlarla birlikte piste çıkıp hazırlandım.

İLK ENGEL: PİSTTE KIZIN NE İŞİ VAR?

Ancak ilk yarışımda beni engellediler. Daha sıralama turlarında “Pistte kızın ne işi var” diye beni şikayet etmişler. Bunun üzerine beni listeden çıkardılar ve sıralamaya yüzde 15 barajı koydular. Ben o barajı geçemediğim için yarışa katılamadım. Benimle birlikte yıllardır yarışan 3 kişi daha baraja takılıp yarışamadı. Böyle bir uygulama yapılmasaydı, yıllardır bu sporu yapan kişiler yarışmaya devam edecekti.

Beni teşvik edecek yerde dışladıkları için çok moralim bozuldu. Aradan 2-3 gün geçince, “Neden bu işin peşini bırakıyorum ki” dedim ve İzmir’deki yarışa gittim.

KATILDIĞIM İLK YARIŞTA KÜRSÜYE ÇIKTIM

İyi ki engellemelere kızıp vazgeçmemişim. 2005 Türkiye Pist Şampiyonası C grubunda katıldığım ilk yarışta ikinci olarak kürsüye çıktım. Pist şampiyonasına katılan ve kürsüye çıkan ilk kadın motosiklet yarışçısı oldum.
İlk kez katıldığınız resmi bir yarışta ikinci olmayı bekliyor muydunuz?
Hırslıydım ancak ilk kez katıldığım yarışta sürpriz bir şekilde ikinci olunca şok oldum. Hiç böyle bir şey beklemiyordum. Başarılı olmayı çok istiyordum ama yarıştan önce, “Acaba bana kaç tur bindirirler? İki-üç tur bindirirlerse ne yaparım? Rezil olurum, millete ne derim?” diye endişeleniyor, “Motoru kenara atar, düşmüş gibi yaparım. Ya da motor bozulmuş gibi yapıp pite girerim ve bir daha da çıkmam” diye kafamda türlü türlü senaryolar kuruyordum.

Start çizgisinde ilk kalkacağımız zaman, kendimi öyle kasmışım ki, gazı açmak için bileğimi döndüremiyorum bile… Bacaklarım zangır zangır titriyor. Motosikletim de yüksek olduğu için ayaklarım yere değmiyor, tek ayağımla duruyorum. Bir de kalkamadan devrilmekten korkuyorum. Kırmızı ışık sönüp yeşil yanınca herkes kalktı, ben kaldım. Tabi saniyelik olaylar bunlar. “Gitmeliyim” dedim ve kalktım. Pistte döndüm, döndüm, baktım yaklaşıyorum. Artık tam arkalarındayım. İyi de gidiyorum, “Allah Allah, neden böyle gidiyor bunlar” diyorum. Bakıyorum bazı yerlerde ben onlardan hızlıyım, önümdeler diye frene basmak zorunda kalıyorum.

BURADAN BEN GEÇERİM

Hep bir önümdekine bakıp, “Şurada açık veriyor, buradan ben geçerim” diye hesap yaparken iki tur daha geçti. Ama “Hadi ben buradan geçerim” deyip de geçemiyor insan. Ayrı bir cesaret, bilgi ve deneyim gerektiriyor. Çok tehlikeli. Önünüzdekini geçmek için hızınızı artırmak ve onu aşmak zorundasınız ve küçük bir hatayla düşebilirsiniz. Bunlar yarış boyunca hep yaşadığınız riskler ve çok eğlenceli. Bu riskleri göze alarak önümdekileri geçip yarışı ikinci sırada tamamlayınca kendimi kürsüde buldum.

Pist antrenmanları nasıl geçiyordu?
Fuat Domaniç’in bana bu konuda çok faydası oldu. Ben pistte “Ne zaman bana sıra gelecek, motora nasıl bineceğim” diye beklerken, Fuat Abi, “Gel arkama takıl da çıkalım” dedi.

Yavaş kullanırsam antrenman yapanları engellerim diye korkuyordum. Bir yandan da içim gidiyordu. İki motor arka arkaya çıktık. O ani fren yapıyor, ben de yapıyorum. Gaz açıyor, peşinden gidiyorum. 10-15 tur arkasından gittim. Onun bana çok faydası oldu. Herkes bana çizgilerin çok iyi diyordu. Hatta yarışa yeni başlayacak bir arkadaşım vardı, ben henüz bir kez yarışa katılmıştım ama “Çocuğa çizgileri göster” diyorlardı.

İyi bir başlangıç yapmanıza rağmen neden yarışlara devam etmediniz?
Devam ettim… Ama o sezonun son üç yarışına girilmişti. Bir İzmir yarışı daha oldu. Bu kez yarışı 4. sırada tamamladım. Ondan sonra İstanbul Park’ta bir yarış daha yapıldı. TMF, Superbike ve Supersport’ta barajı aşamayan yarışçılar için D grubu açıp, bizi onlarla birlikte yarıştırdı. İzmir Pisti’nde rakibinizle aranızda az fark oluyor ama İstanbul Park öyle bir pist ki, 600 cc’lik bir motorun 1000 cc’lik motorla yarışması mümkün değil. 10 tane 1000 cc’lik motor önden koptu gitti zaten. Birinci düzlükten sonra birbirimizi hiç görmedik. Biz 600’lük motor kullanan 4 yarışçı geride bir grup olarak kaldık. Yarışı 11. sırada tamamladım. 600’lüklerin arasında ise ikinci oldum.

KADIN ASLA ERKEK GİBİ KULLANAMAZ

Yarışçıların tepkileri nasıldı?
2005 sezonu bittikten sonra 2006’da yarışamadım ama bütün yarışlara gidiyor, arkadaşlarımın yanında duruyordum. Kaza yapmıştım ve motorum pert olmuştu. Onunla 4 ay uğraştım. Yine piste gittiğim bir gün, yarışçı bir arkadaşım, “Kadın asla erkek gibi kullanamaz. Sen yarışlara katılsan ne olurdu ki” gibi şeyler söylemeye başladı.

Ben de, “Bu sırtta taşınan bir şey değil ki, teknik, taktik işi. Sen gazı nasıl açıyorsan ben de öyle açıyorum. Virajda nasıl yatıyorsan ben de öyle yatıyorum. Kadın farklı bir pozisyona girmiyor ki” dedim. Ama o takmış kafaya bir kere, “Çok yüksek süratlerde viraja yattığında motoru kendine çekmen gerekir. Erkek daha avantajlı” diye devam etti.

Bana bunları söylememesi lazım. Annem beni neredeyse spor salonunda doğuracakmış. Bale ve jimnastikle büyüdüm. Judo, karate, vücut geliştirme, fitness gibi sporlarda Türkiye çapında derecelerim var. Bunları, bilgisayar başında çalışan, 100 metreden fazla yürüyünce yorulan birine söylese, belki kabul ederim. Tüm bunlar erkekler için de geçerli zaten.

2006 sezonunda neler yaptınız?
Sponsor arayışı ve bazı kişisel nedenlerden dolayı motorumu alıp Team X Racing’den ayrıldım. Sponsor gerekli, çünkü çok fazla gider oluyor. Her yarış öncesi Körfez Pisti’ne gidip iki gün antrenman yapmak, bunun için de pist kirası ödemek gerekiyor. Motordu, modifiyeydi, mekanikeri, ustası, çırağı, lastiği, benzini, konaklaması… Bunları kimse tek başına karşılayamaz. Bu yüzden sponsorsuz yarışçı olmaz.

MANEVİ DESTEK GİBİSİ YOK

Sponsor kadar ekip çalışması da önemli değil mi?
Tabi ki önemli. Mesela Team X’teki mekanikerimiz Selami Gül’ün manevi desteğini unutamam. Ben start çizgisinde duruyorum. Mekaniker olarak geliyor, “Son bir şey söyleyecek miyim” diye gözümün içine bakıyor. Öyle inanarak bakıyor ki, “Tamam, hazır olmalısın” der gibi… Onun bu desteği bana inanılmaz güç veriyor. Katıldığım üç yarışta da bu böyle oldu. Maddi destek bir yere kadar. Motoru modifiye edersiniz, bir sürü antrenman yaparsınız, performansı artırırsınız ama manevi destek gibisi yok.

2007 sezonunda da yarışmadınız. Gelecek sezon için planınız var mı?
Ben takım olarak değil, tek başıma yarışmak istiyorum. Özellikle bu sezon takımlardan çok teklif aldım. Büyük firmalardan da, “Takım olursan, sponsor oluruz” diye teklifler geldi. Ancak benim bir takıntım var, bir şeye “Hayır” dediğimde o “Evet” olmuyor. İstemediğim şeyi yapamıyorum. Takım olmak istemedim. Bir kere takım oldum ve gördüm takım olmanın nasıl bir şey olduğunu. Şimdi küçük bir ekiple tek başıma yarışmanın nasıl bir şey olacağını tatmak istiyorum. Honda’nın teknisyenlik eğitimi vardı, ona da katıldım “İşim düşer, yanımda biri olmaz, neyi nasıl yapacağımı bileyim” diye. Benim aldığım eğitimle teknisyenlik yapılmaz ama bilgi sahibi olmakta fayda var.

Ayrıca yurt dışına gidip yarışmayı düşünüyorum. Özellikle Almanya’da kadınların katıldığı ve Supersport 600 cc yarışlarının yapıldığı Lady’s Cup’a katılmayı çok istiyorum.

SENİN BABAN BİYONİK ADAM

“Babamın sayesinde doğuştan sporcuyum” diyorsunuz. Babanız nasıl etkiledi sizi?
Henüz 6 aylık bir bebekken, babam bana pedagojik jimnastik yaptırmaya başlamış. 1 yaşında judo kıyafetleriyle fotoğraflarım var. Okulda arkadaşlarım, “Senin baban biyonik adam” derdi. Benim babam onlara değişik gelirdi, onların babası da bana… “Nasıl adamlar bunlar? Hiçbir şey yapmıyor, oturuyorlar” derdim. Ailemizde herkesin spora ilgisi var. Annemle babam zaten spor yaparken tanışıp evlenmiş. Biz spor salonunda büyüdük. Ablamla okuldan, spor salonuna gelir, ödevlerimizi burada yapardık.

Babam 24 kardeşin en küçüğü. Bu kadar kalabalık olunca ona isim bulmakta bile zorlanmışlar. Amcalarımın Kuzey, Doğu, Batı diye isimleri var. Doktor, babaanneme “Bu yaşamaz, doğurma” demiş. Babama vitaminler vermişler, spora başlatmışlar. Babam askeriyede de spora devam etmiş ve sağlıklı bir SAT komandosu olmuş.

Babam şu anda 65 yaşında. En son geçen sene “5 gün 5 gece su altında kalma rekoru”nu kırdı. O rekor girişiminin organizasyon amiri bendim ve dalış ekibine de katıldım. Su altında, babamın yanında 6 saat kaldım. Babam bana garip geliyor, biyonik bir adam gibi gerçekten, onun bir benzeri yok. 1976’da dünya rekoru kırmaya başladı. Karadeniz’den girip, Sarayburnu’ndan çıktı. Mersin-Anamur’dan girdi, Kıbrıs’tan çıktı. 5 gün 5 gece su altında kaldı.

Ablam çok hanım hanımcıktır. Ben hiç öyle değilim. En feminen kıyafetim kot üstüne tişörttür. Babam ablama jimnastik ve bale yaptırmış, bana ise akrobatik jimnastik. Ablam konservatuvara gidiyor, ben judo müsabakalarına katılıyorum. Ben bundan çok memnunum.

Babam emekli asker olduğu için, küçükken ablamla bana, “Mutfağa alçak sürünmeyle gidip su getirin” diyordu. Biz de alçak sürünmeyle mutfağa kadar gidip ayağa kalkmadan suyu alıp dökmeden babama götürüyorduk. Çok eğlenceliydi. Gece lavaboya bile, “Karanlıkta babam nereden karşıma çıkacak acaba” diye temkinli giderdik.

Annem ve babam hep anlatıyor, “Sen doğduktan sonra önümüz çok açıldı, çok uğurlu geldin” diyorlar. Çünkü gerçekten yokluk içinde bir şeyleri yapmaya çalışmışlar. O zamanlar her şey çok daha zormuş. Babam sporculara ders verirmiş, annem de karate kıyafetleri dikermiş. İkisi de çok hareketli, kesinlikle oturamıyorlar.

TÜRKİYE JUDO, KARATE, FİTNESS ŞAMPİYONU

Çocukluktan itibaren sporun içindesiniz, hangi branşlarda dereceye girdiniz?
Minikler ve Gençler Türkiye Karate Şampiyonluğu (1987-1993), Minikler ve Gençler Türkiye Judo Şampiyonluğu (1987-1993) derecelerim var. Bölge şampiyonluklarımın yanı sıra, karate ve judodan çok sayıda madalyam var. 2001 ve 2003 yıllarında da Türkiye Fitness şampiyonu oldum.

BİRÇOK DALDA EĞİTMEN

Motosiklet sporunun dışında neler yapıyorsunuz?
Judo, karate, jimnastik, fitness, aerobic, body building, step, dans, aletli egzersiz, modern dans kategorilerinde eğitmenlik yapıyorum. Paraşütle atlama, yüzme, kayak, dalış, snowboard, skateboard, roller blade, aikido, Thai box, hip hop, funk, breakdans, akrobatik jimnastik de ilgi alanıma giriyor.

Şu an Bakırköy, Bahçelievler, Ulus, İstinye, Üsküdar ve Şişli’de olmak üzere 6 spor salonumuz var. Annem ile ablam Bakırköy ve Bahçelievler’deki salonlarla ilgileniyor. Ben de babamla dönüşümlü olarak diğer salonlarla ilgileniyorum.

Namık Ekin
1942 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Namık Ekin, judoya Deniz Astsubay Okulu’nda başladı. 1970’te staj için gittiği Amerika’da Teksas St. Antonio Judo Şampiyonu olan Ekin, Türk milli takımının ilk kaptanlığını yaptı. Akdeniz Oyunları’nda üçüncülük elde eden Ekin, 1968-69-70 yıllarında açık sıklet Türkiye Şampiyonu oldu ve “altın kemer”le ödüllendirildi. 1976 yılında su altında kalma dünya rekoru kıran Ekin, Türkiye’deki birçok milli sporcu ve antrenörün hocalığını yaptı.

 

Name Ekin Hürriyet Gazetesi röportajı


Rekorlar kıran babanın motosiklet tutkunu kızı
Anamur-Girne arasını su altından yüzerek geçen, geçtiğimiz aylarda su altında en uzun süre kalma dünya rekorunu kıran Namık Ekin’in kızı Name, usta bir motosikletçi. İki çocuk annesi Name Ekin, Türkiye Motosiklet Pist Şampiyonası’nın C klasmanında erkek rakiplerini geride bırakarak 2’nci oldu.

Motosiklet yarışçıları arasındaki lakabı ‘Dedicated’ (kendini adamış) olan Name Ekin, bir kız, bir erkek iki çocuk annesi.

Türkiye’nin ilk kadın motosiklet yarışçısı olduğunu söyleyen Ekin, Anamur-Girne arasını, geçen yıl su altından yüzerek geçerek ve geçtiğimiz aylarda da omurilik felçlileri yararına su altında en uzun süre kalma dünya rekorunu kıran Namık Ekin’in kızı.

MOTORLA İTALYA TURU

Çocukluğundan bugüne kadar tekvando, Kung Fu, step, aerobic, body, judo, karate, cimnastik, Thai boks, aikido, roller blade, yüzme, su altı sporlarının tamamı, Latin dansı ve modern dans gibi spor ve sosyal etkinlikleri başarıyla uygulayan 28 yaşındaki Name Ekin, artık motosiklet yarışçısı.

İzmir Otomobil Kulübü tarafından 25 Eylül’de Pınarbaşı Pisti’nde düzenlenen Türkiye Motosiklet Pist Şampiyonası’nda 42 pilot sekiz kategoride yarıştı. Yarışın tek kadın pilotu Ekin, klasmanında 2’nci oldu.

Motor sesini duyduğunda çok heyecanlandığını söyleyen genç kadın, ‘Motora ilk kez 15 yıl önce bindim. İlk denemelerimde arkadaşlarımın motoruyla 100 metre gidip düştüğüm çok oldu. Sürat tutkum, motor sevgim sonunda beni yarışçı yaptı’ diye tutkusunu anlatıyor.

Çocukları, 8 yaşındaki Nida ve 9 yaşındaki Kerim’le zaman geçirmek kadar, motorun üzerinde olmaktan da keyif alan Name Ekin, satın aldığı ilk motosikleti BMW’yle İtalya’ya kadar gitmiş. Daha sonra da Türkiye’nin güney şeridini turlamış.

Hedefini, A klasmanına kadar çıkmak olarak belirleyen Name Ekin’in babası ‘Rekorların Efendisi’ Namık Ekin ise kızıyla gurur duyuyor. Namık Ekin, ‘Aslında biz her yarış günü korkuyoruz. Ama bu iş gönül işi. Ona saygı duyuyorum’ diyor.

Nerede gaz açılır ustalardan öğrendim

Tolga Hadimoğlu’nun kurduğu Team X yarış takımına, motor kulanma tekniği ve gözü karalığı sayesinde seçildiğini gururla söyleyen Name Ekin, kendisini ikinciliğe götüren süreci, ‘Günlerce İzmit pistinde ustalardan kurs aldım. Nerede fren yapılır, nerede gaz açılır öğrendim. Viraj çizgilerini yorumlama, motor üzerinde oturma tekniği hepsini yeniledim ve bu yarışa katıldım’ diye anlatıyor.

Kaskımı indirmem şart

Motor üzerinde kendisini tam bir kız gibi hissettiğini söyleyen Name Ekin, ‘Ancak kaskımın vizörünü indirince, kendimi yarışçı gibi hissediyorum. O an cinsiyet de dahil tüm unsurlar ortadan kalkıyor’ diyor.

Sponsorlarımız

Motorcuyuz.com Reklam Alanı 125x125 Motorcuyuz.com Reklam Alanı 125x125 Vargonen Cloud Sunucu

Sosyal Ağlar

Haftanın videosu

Facebook

css.php